Loading

YURTDIŞINA İLK KEZ ÇIKACAKLARA TAVSİYELER

Site içi arama

Aramak istediğiniz kelime veya kelimeleri yazınız.

YURTDIŞINA İLK KEZ ÇIKACAKLARA TAVSİYELER

1.Planlama Aşaması ve Girizgah

-Eğer girizgahta anlattığımız gibi kolay endişelenebilen ya da fazla irdeleyen bir insansanız ilk olarak nasıl bir yere gitmek istediğinizi tespit etmelisiniz. Uzaklara açılma niyetiniz mi var, yoksa şöyle bir Avrupa’dan başlayalım bakalım mı diyorsunuz? Zaten “aağbii ben tek yön bilet aldım kafama göre yeaa” kafasındaysanız burada verdiğimiz tavsiyeleri çok sallayacağınızı sanmıyoruz. Hatta siz bize tavsiye verin, o derece.

İlk kez yurtdışına çıkacak biri nereye gitmeli? Bizce çok da büyük olmayan, gezmesi kolay ve masrafıyla gözünüzü korkutmayacak, daha ilk etaptan hevesinizi kaçırmayacak bir yere odaklanın. Tabii ne kadar vaktiniz olduğu da önemli. Eğer vize gibi bir konuyla boğuşmak istemiyorsanız vizesiz gidilen ülkelere odaklanmakta fayda var. Örneğin 3,4 günlük bir gezi için Belgrad güzel bir başlangıç olabilir. Vize dediğin nedir gülüm diyorsanız o zaman önerimiz Prag olabilir, çünkü küçük ve gezmesi kolay bir şehir. Ayrıca İngilizce bilen insan sayısı bol olduğu için iletişim kurmakta da güçlük çekmezsiniz. Prag için de yine 3-4 günlük bir süre ideal olabilir. Yok kardeşim benim daha fazla vaktim var diyorsanız birkaç şehri bir arada keşfetmeye girişebilirsiniz, ki bu kesinlikle gözünüzü korkutmasın. Bunun için aralarında ulaşımın kolay olduğu yerler seçebilirsiniz. Örneğin Viyana-Budapeşte-Prag şeklinde bir Orta Avrupa keşfi ya da bir ülkede birkaç şehir (Roma-Floransa, Barcelona-Madrid gibi) sizin açınızdan gayet rahat ve kolay olacaktır. Bu yerleri rastgele yazmadık, hepsi ilk kez yurtdışına çıkacaklar için mantıklı öneriler. İnanmıyorsanız şöyle söyleyeyim, ben yurtdışına ilk çıktığımda Prag’a gittim. Sonra ondan aldığım gazla Barcelona-Madrid gezisine çıktım. Bunların hepsi son derece doğru seçimlerdi ki onlardan aldığım gazla Şili’ye kadar gitmişim, bu önerilere güvenebilirsiniz. Şayet direkt uzaklara açılmak gibi bir niyetiniz varsa bence zaten bayağı cesaretlisiniz ve tarafımca bayağı takdir görüyorsunuz.

-Mümkünse gideceğiniz yeri oranın bir resmi tatiline denk getirmemeye çalışın. Çünkü her yer, bakın HER YER kapalı olabilir, “ulan buralara kadar geldik sabahtan beri sokaklarda yürüyüp duruyoruz” noktasına gelerek sinir krizi geçirebilirsiniz. Biz Lyon’a 1 Mayıs döneminde gidip cücük gibi kalmıştık, oradan biliyoruz.

-Gideceğiniz yeri tespit ettikten sonra vize almanız gerekiyorsa o mesele de ayrı bir süreç tabii. Eğer ilk kez vize alacaksanız gözünüz korkmuş olabilir, korkmayın. Bir noktadan sonra alışınca o konuda da otomatiğe bağlıyorsunuz. Bunun için Schengen Vizesi ve Amerika Vizesi yazılarımıza bir göz atabilirsiniz, oralarda ne biliyorsak anlattık.

-Vize meselesi ile ilgili önemli bir noktayı buraya yazmadan geçmeyelim, birden fazla ülkeye gidecekseniz ilk giriş yapacağınız ülkenin vizesine başvurun. Aksi takdirde uyuzluk çıkarabiliyorlar. Örneğin Orta Avrupa turuna çıkacaksanız ve bu geziye Viyana’dan başlayacaksanız gidip de Çek Cumhuriyeti vizesine başvurmayın, gereksiz atraksiyona girmeyin. Yüzde yüz sorun çıkacak diye bir şey yok ama bizce denemeye değmez.

-Özellikle eğer ilk kez Schengen Vizesi başvurusunda bulunacaksanız, bizce uçak bileti ve otel işlerinizi vizenizi almadan önce halletmeyin. Evet vize belgelerinizin arasına uçak bileti ve otel rezervasyonu koymanız vize almanızı kolaylaştırıyor ancak vize alamama ihtimalinizi ya da işlerin uzama ve belge eksikliği/yoğunluktan dolayı vizenin istediğiniz tarihe yetişmeme ihtimalini de göz önünde bulundurmanız gerek. Biliyoruz sinir bozucu, ama doğru olan bu. Bu sebeple biz genellikle şöyle yapıyoruz: Uçak bileti için opsiyon yapıyor, otel için ise booking.com üzerinden “ücretsiz iptal, sonra öde” seçeneği olan bir otelden rezervasyon yapıyoruz. Mümkünse en uygun fiyatlı olanını. Ardından bu belgelerin çıktısını alıp vize belgelerimizin içine koyuyoruz. Vize çıktıktan sonra ise asıl uçak biletimizi ve otelimizi ayarlıyoruz. Ufak bir sinsilikten zarar gelmez.

-Her nereye gidecekseniz gidin, ama mutlaka seyahat sigortası yaptırın. Hatta bu belgenizi başvuru esnasında kullanacağınız vize belgelerinizin içine de koyun. Hani kendinizi sallamıyorsanız bu faktörün daha uzun vize almanızı bile sağladığını bilin, en azından ona dayanarak sigorta yaptırın. Seyahat sigortası. Daha uzun vize almanızı bile sağlıyor kendinizi sallamıyorsanız bunu sallarsınız.

-Vize başvurunuzu yapmadan önce pasaport geçerlilik sürenizi kontrol etmeyi unutmayın. Pasaportunuzun süresi doldu ise hiçbir yere gidemezsiniz. (Pasaportunuz olması gerektiğini söylememize gerek yoktu di mi?) Çoğu ülkenin en az 6 ay geçerlilik süresi talep ettiğini de hatırlatalım.

-İşin otel ve uçak ayarlama kısmı karmaşık olacak diye düşünebilirsiniz. Yoo, hiç de öyle bir şey yok. Bir kere öğrendiniz mi Amerikan filmlerindeki bilgisayarın başına oturup tüm şifreleri kırdığını iddia eden manyaklar gibi her şeyi halleder hale geliyorsunuz. Tabii bu konuda seçenek çok ama amatör olduğunuzu varsayarak nerelerden ayarlamanızın daha mantıklı olacağını söyleyelim ve seçenekleri azaltalım: Uçak için size en uygun fiyatları kıyaslayarak verecek olan site Skyscanner. Otel için booking.com ya da ev kiralamaya heveslendiyseniz ve bir lokalin evin tercih ediyorsanız da airbnb.com’a bakmanız yeterli olacaktır.

-Hazır konusu açılmışken detaylandıralım, bu Artıway denen arkadaşı kullanarak seyahatle ilgili birçok masrafınızı bir tık daha ucuza getirebilirsiniz. Zaten siteye girince birçok bildiğiniz markanın/kuruluşun içinde yer aldığını göreceksiniz. Buna uçak bileti sağlayıcılarından tutun otellere, booking.com’a kadar birçok şey dahil. Atıyoruz “X’ kayak yapmaya” gidecekseniz ve kayak malzemesi alacaksanız ya da herhangi bir teknolojik alete ihtiyacınız varsa bile işinize yarayabilir, özetle girip kurcalamanızı önerebiliriz.

 

2. Yolculuk Öncesi

-Klişe ama çok faydalı, her şeyden önce kendinize mutlaka bir “yapılacaklar listesi” hazırlayın. Sonra vay efendim onu unutmuşum, bunu almamışım demeyin, keyfiniz kaçmasın.

Para bozdurma işini havaalanına bırakmayın. Çünkü hem havaalanında daha saçma kurlar uygulanıyor, hem de bu para bozdurma meselesi durduk yere bir yolculuk öncesi kaosuna dönüşebiliyor. Zaten uçağa binmeden önce yapmanız gereken şeyler varken bir de bununla uğraşmayın. Seyahatinizden birkaç gün önce bu işi halletmekte fayda var. Ayrıca, bankada ya da döviz bürosunda bile para bozduracak olsanız, bazen her ülkenin parası ellerinde bulunmayabiliyor. Atıyorum Paka Paka Adası’na gidecekseniz ve Lölölö Yeni’ne ihtiyacınız varsa bunu parayı bozduracağınız yere birkaç gün önceden bildirirseniz getirebiliyorlar. Baktınız bu iş çok zorlu oluyor ve parayı gideceğiniz ülkede bozdurmaya karar verdiniz, o zaman en azından TL’yi Euro ya da Dolar gibi daha geçerli bir para birimine çevirin, o şekilde gidin.

-Bakın eğer yurtdışına sık çıkmıyorsanız bu söyleyeceğimiz kolay gözden kaçırılabilen bir mesele. Yurtdışında telefon görüşmesi yapabilmeniz için hattınızın yurtdışı görüşmelerine açık olması gerekiyor. Bu yüzden mutlaka çıkmadan önce operatörünüzü arayıp hattınızın yurtdışı aramalarına açık olup olmadığını öğrenin. Bir diğer konu ise gideceğiniz ülkede kullanabileceğiniz mantıklı bir tarife olup olmadığını öğrenmek. Aksi takdirde kol gibi bir fatura ile cebelleşmeniz gerekebilir, çünkü yurtdışı aramaları ve internet kullanımı ülke içinde olduğu gibi işlemiyor. Son olarak telefonunuzda uluslararası dolaşım seçeneği açık mı ona da bi bakıverin, en azından nereden açıldığını bilin, yoksa yine hattınızı hiçbir ülkede kullanamazsınız.

Telefonunuza bir harita uygulaması indirin. Bunun için pek çok seçenek mevcut ancak illa bizim hangisini kullandığımızı bilmek isterseniz CityMaps2Go’yu kullanıyoruz. Bu uygulama aracılığıyla gezmek istediğiniz yerler, restoranları, müzeleri artık aklınıza ne geliyorsa her şeyi offline harita üzerinde işaretleyebiliyorsunuz, internetinizi harcamanıza gerek yok. Ayrıca oradayken nereye ne mesafe uzaklıktasınız hepsini de bu app üzerinden çözebilirsiniz, DEV kolaylık. Bunun dışında kullandığımız favori uygulamalarımız için de şuraya bakabilirsiniz.

Mutlaka kalacağınız yerin adresini telefonunuza not alın. Bu bir otel, arkadaşınızın evi ya da kiraladığınız bir Airbnb evi olabilir fark etmez. Hatta not almakta kalmayın, yukarıda önerdiğimiz harita uygulamasında yeri işaretleyin. Sonra hiç bilmediğiniz bir yere inince kaosa sürüklenip paniğe kapılmayın, yolunuzu bulun.

-Belki aklınıza gelmez diye hatırlatalım, çok yüksek ihtimalle gideceğiniz yer ile Türkiye arasında saat farkı olacak. Annenizi gece 3’te arayıp umarsızca kız naber falan dememek için telefonunuza gideceğiniz yerin saatini de eklemeyi unutmayın.

-Yanınızda biraz da olsa Türk parası bulunsun. Havaalanında bir şey için gerekir, dönüşte yol için gerekir falan, 3-5 bir şey bırakın. Neden gerekebileceğini aşağıda kanıtlayacağız.

Bu Websitenin Giderlerini Reklamlardan Karşıladığını Biliyor muydunuz?

Uçuş saatinizden 24 saat önce online check in yapın. Bir ihtimal her havayolu bu seçeneği sunmuyor olabilir, ancak böyle bir imkanınız olup olmadığını kontrol edin. Bu şekilde işler çok daha kolay oluyor ve koltuğunuzu seçebildiğiniz için istediğiniz yerde oturuyorsunuz. Sonra MEHMET BEN CAM KENARINA GEÇİCEM ALLAŞKINA YA kavgası vermeniz gerekmez. Üzgünüz Mehmet, biz kazandık, sen kaybettin.

 

3. Havaalanı Süreci

-Bu konu bizi aşırı bunaltsa da sizi doğru olanı yapmaya yönlendireceğiz: Havaalanına uçuştan en az 2 saat önce gidin. Bakın bu söylediğimizi hafife almayın ve gerçekten gidin, bırakın uyuzlanmayı. Çünkü bir aksilik yaşayabilirsiniz, check in kuyruğu manyaklar gibi olabilir, kalabalık bir gruba denk gelip güvenlikte delice sıra bekleyebilirsiniz falan filan. Bu uzayıp gidebilecek bir liste olduğu için 2 saat önceden orada olup sakince havaalanında beklemekte fayda var. Kahve içip dergi okursunuz canım allah allah. (İdil’e göre bu süre 8 saat önceye kadar çıkabiliyor, BENİ RAHAT BIRAK İDİL……….)

-Hatırlatma: Dünyanın en manasız şeyi olan harç pulumuzu aldık mı? Almadan ülkeden çıkamıyoruz da, o sebepten. Sonra polisler sizi “harç pulunuz yok” diye sıranın sonundan geri döndürür valla. Bu işlemi havaalanına gittiğinizde pasaport kontrol aşamasına gelmeden önce yapmanız gerekiyor. Harç pulu alabileceğiniz bir nokta var, olur da bulamazsanız da kime sorsanız gösterir kolaylığında. Dönem itibarıyla ücreti 15 tl.(Türk Lirası gerekebilir demiştik)

-İçimiz rahat etmedi, biz size havaalanında neler yapmanız gerektiğini şöyle bir sıralayalım da panik olmayın: Havaalanına varış, 1. güvenlik kontrolünden geçiş, harç pulu almak, havayolu firmanızın olduğu bölüme gidip check in yapmak ve bavul teslimi, pasaport kontrolünden geçiş ve akabinde 2. güvenlik kontrolü, biletinize bakıp uçağa binmek için hangi kapıya gideceğinizi öğrenmek, elektronik tabelalardan uçağın yolcu alımına hazır olup olmadığına bakmak ve kapıya gitmek. Kulağa karmaşık gibi gelebilir, gelmesin, çünkü gayet basit.

-Uçaktan indikten sonra sizi bir başka havaalanı süreci daha bekliyor olacak. Bu noktada seyahat edeceğiniz ülkeye indiğinizde ilk etapta bir pasaport kontrolünden daha geçiyor olacaksınız. Eğer Avrupa’ya gidiyorsanız pasaport kontrol sırası çok yüksek ihtimalle “AB Vatandaşları İçin” ve “AB Vatandaşı Olmayanlar” şeklinde ikiye ayrılacak, bayraktan olayı çözersiniz zaten. Sonrasında pasaportunuzu kontrol edip sizi bir nevi ülkeye alacak olan görevli size neden geldin, ne kadar kalacaksın, nerede kalacaksın gibi sorular sorabilir, bu gayet normal, tedirgin olacak bir şey yok. Hatta şansınıza uyuz birine bile denk gelebilirsiniz ama gerilmeyin, eğer elinizde kalaşnikof falan yoksa sadece prosedür, sakince cevaplandırın. Bu noktada kalacağınız yeri not almış olmanız da işinize yarayabilir, sorarsa telefonunuza aldığınız notu gösterirsiniz. Pasaport kontrolünden geçtikten sonra zaten sakince bavulunuzu almaya gideceksiniz.

4. Yeni Bir Şehre Ayak Bastıktan Sonrası

Sağlık sigortanızın bir fotokopisi çantanızın bir noktasında dursun. Belli olmaz, başınıza bir iş gelir falan, nerede olduğunu bilin ve üzerinizde taşıyın. Hatta pasaportunuzun ilk sayfasının fotokopisini bile bulundurabilirsiniz. Temkinli davranmaktan zarar gelmez.

-Arkadaşlar pasaport çok önemli. Yani abartmak istemiyoruz ama sizden bile önemli desek yeridir. (abarttık) O yüzden pasaportunuzu sağlama alın. O varsa siz de varsınız. O yoksa Terminal filmindeki Tom Hanks’siniz. Mümkünse pasaportunuzu çantanızın şöyle fermuarlı bir gözüne falan yerleştirip gerekmedikçe piyasaya çıkartmayın.

-Gezerken yanınızda gereksiz şeyler taşımaya çalışmayın. Hatta mümkünse o gün ihtiyacınız olacağını tahmin ettiğiniz kadar para, fotoğraf makinesi, şayet gerekliyse şemsiye, bir adet kimlik yedek şarj, belki bir yara bandı ve telefon dışında bir şey taşımayın. Çünkü bir noktadan sonra yanınızdaki herhangi bir şey müthiş bir ağırlıkmış gibi gelmeye başlayabiliyor. Gezi boyunca önemli olan kontes gibi ya da arşidük gibi görünmeniz falan değil, rahat etmeniz. Bunu zaten bütün gün dolandıktan sonra kendiniz fark edeceksiniz ama önceden bilmek çok daha faydalı.

-Herhangi bir gezinizde yanınızda olması gereken şey 3 kelimeden oluşuyor: Rahat spor ayakkabı. Demet Akalın şarkısı gibi oldu ama, bu konuda ısrarcıyız.

-İlk kez yurtdışına çıkınca insanın içinde kontrol edilemez bir hediyelik eşya alma isteği beliriveriyor. Yani kafanıza şapka, üstünüze tişört, elinize kar küresi, boş kalan elinize shot bardağı, magnet falan tutuşturasınız geliyor, bir nevi kafayı yiyorsunuz. DURUN. Yavaşça elinizdekileri yere bırakın. (yere bırakmayın canım raflara geri koyun rezil etmeyin bizi elaleme) Bu hediyelik işi bir süre sonra kontrolden çıkıyor arkadaşlar. O yüzden illa ki alacaksanız en azından kendinize bir nesne belirleyip ona abanın, her şeyi toplamayın, sonra onlar anlamsızca eve yığılıyor çünkü. Ayrıca, en önemli nokta, gördüğünüz ilk hediyelik eşya dükkanına dalmayın. Bu konuda mottomuzu söylüyoruz: Şehir merkezinden ne kadar uzak, o kadar ucuz. Turistik noktalardaki hediyelik eşya dükkanlarına kanmayınız efenim.

-Gezi boyunca bulunduğunuz şehirde gezmeyi kafaya koyduğunuz yerlerin açılış kapanış saatlerine ve hangi gün kapalı olduklarına bakmayı adet edinin. Örneğin Türkiye’nin aksine birçok ülkede Pazar günleri birçok açıdan ölü gün olabiliyor, çünkü insanlar haklı olarak bir gün de çalışmıyor, dinleniyor. Buna mağazalar, alışveriş merkezleri, marketler bile dahil. Yine aynı şekilde bizde olduğu gibi her yer gecenin körüne kadar açık olmayabiliyor, kafeler, restoranlar daha insancıl (bize göre bayağı erken) saatlerde kapanabiliyor. Müzeler çoğu ülkede Pazartesi günleri kapalı olmasına rağmen bazen istisnai durumlar olabiliyor ve başka günler kapalı çıkabiliyor. Bu örnekler uzar gider, özetle siz vakit kaybedeceğinize bi’ bakıverin, öyle yola düşün.

-Eğer sözümüzü dinleyip paranızı Türkiye’de bozdurarak gitmediyseniz lütfen paranızı indiğiniz şehrin havaalanında bozdurmayın, çünkü çok yüksek ihtimalle kurlar yine saçma olacak. Bunu yerine şehir içinde para bozdurabileceğiniz bir yer araştırmasına girin. Biliyoruz milyon dolarlar bozdurmayacaksınız ama yine de havaalanı bunu yapmak için ilk tercihiniz olmasın.

5. Saçma Ama İşe Yarar Tavsiyeler ve Genel Bilgiler

-Kafanızda “ben doğru düzgün İngilizce bilmiyorum, nasıl gezeceğim?” gibi bir düşünce varsa hemen atın, o düşünceyi çöpe atacağınız poşete yazık arkadaşlar… Dil bilmeden isterseniz bütün dünyayı gezersiniz. Biz insanlarla zerre kadar anlaşamadığımız ülkelere gidip abuk subuk el hareketleriyle bile anlaşmayı başarıyoruz, yeri geliyor siz şakır şakır İngilizce konuşsanız da karşınızdakiler hiçbir şey bilmiyor oluyor ama yine de işler çözülüyor. Dil bilmemek seyahat etmek için bir engel değil. Nokta.-Tıpkı giderken yaptığınız gibi, dönüş saatinizden 24 saat önce de online check in yapmayı unutmayın.

-Allah aşkına Antalya’da 234 yıldızlı her şey dahil otele gidiyor gibi bavul hazırlamayın, önceliği rahatlığa verin. Zaten o kadar çok yürüyecek ve yorulacaksınız ki bir noktadan sonra en rahat olduğunuz şeyleri giyip duracaksınız. İlla 2 kazak bi’ pantolon alıp eşyalarınızı orada yıkayın falan demiyoruz biz de o derece az şey almıyoruz ama bokunu da çıkarmayın. Bok dedik diye ayıp olmuyor di mi, kusura bakma sayın okuyucu.

-Küçük ama işlevsel bir bilgi, su alırken gazlı su olup olmadığını kontrol edin, yurtdışında gazlı su meselesi bizden çok daha yaygın. Ayrıca gitme potansiyeliniz olan birçok şehirde musluktan su içebiliyor olabilirsiniz, şayet öyleyse de boşu boşuna su alıp durmazsınız.

Sokak yemeği yiyin, çünkü harika bir şey, ama çok şüpheli duranlardan uzak durmak isteyebilirsiniz. Tatili tuvalette geçirmek isteyen varsa bilemeyiz. Anladınız siz.

-Beyler, yurtdışında da kızlar teklif etmiyor, boş umutlara kapılmayın. Ayrıca 9 erkek bir kulübe giderseniz orada da içeri alınmayabilirsiniz, boş umutlara kapılmayın part 2. O “AABİ VAR YA NELER YAPTIK PRAG’DA” diyen arkadaşınız çok yüksek ihtimalle sallıyor. Metallica’dan Sad But True sizin için gelsin…….

-Enteresan ve saçma bir bilgiyle kapanış yapıyoruz. Arkadaşlar, uçağa binince sizin de içinizde kontrol edilemez bir “domates suyu” içme isteği oluşuyor mu? Yani hayatımızda hiç evinde domates suyu içen insan görmemiş olmamıza rağmen uçakta domates suyu gırla gidiyor. Bunu henüz yaşamdıysanız da ilk yurtdışı yolculuğunuzda bile yaşamanız bayağı muhtemel. Sizin de gönlünüz domates suyuna kayarsa normaldir, onun bir açıklaması varmış, bizim ilgimizi çekmişti, sizinle de paylaşalım. Efenim havada, bilmemne kadar yükseklikte tat alma duyumuz aşağıda olduğu kadar işlevsel olamıyormuş. Bu sebeple uçarken normalde az içtiğimiz içeceklerin tadını daha çok alabiliyormuşuz. Demek o yüzden hepimiz domates suyuna halleniyoruz. İçin gitsin be, yapıştırın bir domates suyu güzelinden.

YORUM YAZ